18 Kasım 2009 Çarşamba

ağlayan balık

acıkmıştım. evet param yoktu ve mantıklısı cerrahpaşa'daki okulun yemeğine ulaşmaktı. yağmur dert değildi. giyinmiş çıkmıştım bile yola. insanlığın geldiği noktayı düşünüyordum. yemek için dinozor avlayan adamlardan yağmurda beş dakikalık yürümeyi çok bulan pezevenkler haline gelmiştik. o adamlar bu halimi görseler beni döverlerdi ve onlar budaklı meşe odunu ile değil kaptan mağara adamının elindeki üç bezbol sopası boyundaki odunla yaparlardı bunu.

okula kadar ulaşmıştım. gerçekten beş dakikada üstelik. sıraya girdim. önümde 5-6 tane devrimci genç var. tanıdığım birine selam verdim. yemek kuyruğu tam onlara geldiğinde turnikeyi yan tuttular. bir kartla hep beraber geçiyorlardı. yani kendi deyimleriyle yemekhaneyi kamulaştırmışlardı. heyecanlıydılar, gençtiler, kıpır kıpırdılar. yüzüme aptal bir gülümseme vermişlerdi. tam o arada takım elbiseli 3-4 öğrenci çıkageldi. turnikeden kart basmadan (para vermeden) geçtiklerini söyleyip tatsızlık çıkardılar.

tamam yemek 50 kuruş olabilirdi ama öğrenci kartına en az 5 liralık yükleme yapılıyordu ve gerçekten paraları olmadığını anlatmaya çalışıyorlardı. devletin yemeğini onlara çok görmüşlerdi. az önce heyecanlarına ortak olduğum gençler, şimdi kavganın eşiğine gelmişlerdi. taraftım ve bunu belli etmeliydim. sadece arkadaki 2 gencin turnikeden kaçak geçtiğini söyledim. kartımda 1,50 lira vardı ve bu iki çocukla benim yemek parama yetiyordu. hesabımı yapmıştım. kartı turnikeye ilk bastığımda 75 kuruş düştü hesaptan. meğer ikinci öğretim yemekleri 50 kuruş değil 75 kuruşmuş. mecburen tekrar bastım kartı ve para bitti. derdim yemek değildi artık. açıklama yapmam gerekecekti ve ben ne söyleyeceğimi bilmiyordum. bir an döndüm ve oradan çıktım. yemek yememiş olmaktan dolayı sinirli değildim, açıklama yapmadan, karambole oradan çıktığım için mutluydum. yağmur yine yağıyordu ve hala çok umrumda değildi. son sigaramı yakıp yurda doğru yürümeye başladım. tam ikinci nefeste bir f-16'dan atılan, ve gözlerimin ucunda gerçekten gördüğüm damla sigaramın ucuna gelmişti. kim attıysa artık başarılı olmuştu ve amacı sigarayı söndürmekten ziyade onu kırmak gibiydi.

o an; o yağmurun altında tek düşündüğüm şey, ağlayan balıklardı. kim görebilirdi ki onların gözyaşlarını.