28 Eylül 2009 Pazartesi

ne salıydı ama

bu dediğim salı 1 eylül 2009 salı. ama ne gündü be. gerçekten...

digiturk standı elimizde altımızda kartal araba ile bergama- bayındır yollarındayız. ege bir başka. köyleriyle, insanlarıyla, havasıyla, suyuyla...

kurulumcu olarak yeni bir abi var. ilk iş günü. biraz bizlere benziyor (bizler?).
böyle her konuda bilgisi var da hiç bir işin uzmanı değil ama. muhabbet, sevencelik iyi. önde oturan hayriye ile de anlaşabildiğine göre gerçekten iyi adamdı vesselam. derken günün ilk bombasını ben patlattım. ben değil de şerefsiz dişim. böyle bir ağrıma, bir rahatsız etme başladı. caner son para ile ilaç aldı. sigara almaya hatta yemek yemeye paramız yok (yine). neyse efendim ben eczaneden ilaçları aldım. antibiyotik ve ağrı kesici bunlar haliyle. ikişer tane yutacak kadar öküz olduğum için yarım saat içinde bir mallaşma cereyan etti. haliyle yanımdakiler her zamanki mallığım mı yoksa yeni bir mallık mı kestiremediler. ama ben kestirdim. hemen gittim bayındır merkezde gördüğüm camiye gittim. hoca kimmiş öğrendim. küpelerimi cebime koydum. hocaya olayı anlattım. "ben iki saat kestircem efendi" dedim. hoca bu durur mu yapıştırdı cevabı: içerde kuran okunuyor, şu banklara yatabilirsin ama".

o arada günün süper hareketi sol kanattan kahveci çırağı ile geldi.

- hocam çayları nereye bırakayım?
- mübarek gün (ramazan) camiye çay mı getirilir evladım. gören ne der? kim istedi bu çayları dürzü.

ben dudaklarımı ısırdım gülmemek için, çaycı çocuk kemle kümle ben de bulduğum karton parçalarıyla olay mahalinden ayrıldık. ağaçların dibinde karton kutuların üstünde 2-3 saat uyudum.

sonra standın başına gittim. çocuklar bir iki satış yapmışlar. kurulumcu abi ile adrese gittik. kurulumcu "kim kuracak" dedi o arada. biz de güldük böyle: hah hah ha...

gerçekten de onca malzemeyi çatıya çıkarmak isteyince adamdan şüphelenmedim değil. meğer gerçekten de adamın bütün kariyeri kayınpederi taşınırken kurduğu dandik çanak antenmiş. ha bunu 85 kere anlattı mı anlattı o da ayrı bi konu.

neyse ablalar, abiler; yaklaşık 1 saat süre boyunca sadece matkap yardımı ile bir delik delebilen abi yardım önerilerini de geri çevirmekten ileri gitmeyince evsahiplerine" navigasyonla ilgili bir problem oldu, yarın gelmemiz gerekiyor" yalanını söylemek zorunda kaldım. navigasyonun da olayla bir ilgisi yok haliyle.

daha sonra yeni kurulumcumuz sami abiye "gidelim" dedim. "yarın mı gelicekmişiz" diye bana sordu. aynen fırat (uğur gürsoy'un şimdiden efsane olan karikatür tipi)kıvamındaysı üstelik. aslında o tatlı adamla bir yarınımız olmayacaktı. akşamla birlikte içim de çöküyordu yine.

o tatlı adamla, her konuda bilgisi olan ama uzmanlığı olmayan adamla bir yarınımız olmayacaktı. derken hava kararmış dönüş yoluna girilmiştik.

kurulumcu abinin telefonu çaldı. " az kaldı kızım, yarım saate yanındayım".

40-45 yaşlarında hayatta başarılı olamamış ama çok düzgün bu adamın işi zordu ve her nasılsa bize benziyordu. profesyonel olmalıymışız. bi arkadaşımız öyle demişti.

bu hafif depreşmiş halimden de istifade ederek geceyi alsancak çimlerde geçirdim. yağmurda ıslandım, kuytularda pagos eşliğinde biraz o adamı, biraz cami hocasını, biraz bizleri düşündüm. saat 00:00 vapuru ile evin yolunu tuttum.

evden içeri girdiğimde çatı katındaki daire tamamiyle sular altındaydı. tavan patlamıştı.

ağlasam belli olabilir miydi o gün?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder