31 Ağustos 2009 Pazartesi

beni benimle bırak üzerine

malumu olan vardır. manga da söyledi bunu son olarak. şimdi eski şarkı ama bu yorumu biraz farklı gibi. bazı yerleri atılmış şarkının. pek de sevdim ben mesela. ama sanki çift anlamlı gibi. metafor olabilir oradaki sevgili. şarkı ya çift anlamlı, ya da evet ya da tanrı'ya itafen söyleniyor olabilir. bakın ihtimal dahilinde diyorum zira şarkıya bok atıyorum sanacak epey 2 iq insan tanıyorum. şimdi gelelim savımızı ispat etmeye öncelikle buyrun manga'nın versiyonundaki sözler:

al bu dünya al senin olsun
benim hiç gözüm yok
hepsi senin olsun
ama son bir dileğim var senden
şu gaybana dünyada
varını yoğunu al
hepsini al da

beni benimle bırak
beni benimle bu cehennemde
ruhum senden çok uzak
yabancıyım senin cennetine

al bu dünya al senin olsun
ne olur benden artık uzak dur
bir günahım varsa işlediğim
o benim borcumdur
sen varını yoğunu al
hepsini al da

beni benimle bırak
beni benimle bu cehennemde
ruhum senden çok uzak
yabancıyım senin cennetine...

şimdi içinde bi kere sevgili, yar falan geçmiyor. aleni göndermeler var gibi. ama bakın sadece "var gibi".eski versiyonundan bi çok bölüm atılmış. şimdi tanrı'ya itafen söylendiğini düşünelim...

trikli kısımlardan başlıyorum:

"beni benimle bırak
beni benimle bu cehennemde
ruhum senden çok uzak
yabancıyım senin cennetine"

tanrıya beni bırak diyor. bu cehennem dediği yer dünya. senin cennetine yabancıyım diyor. yani gözü yok.

"bir günahım varsa işlediğim
o benim borcumdur
sen varını yoğunu al
hepsini al da"

günahının hesabını vermek istemiyor tanrı'ya. o benim kendi sorunum diyorum. ki katılıyorum. zaten vicdan yapar acısını çekerim. mantıksız değil.

ve sürekli verdikleri için tapınma bekleyenden verdiklerini geri almasanı istiyor. aslında şarkının temeli bu. hayır bi yerde senet mi imzaladık, biz bi'şey talep etmedik olayı var. sen verdin işte, onun için bizi bu kadar didikleme anlamı var gibi.

sonuç olarak yanlış anlamış olabilirim. öyle yorumlamış olabilirim. bu sadece beni bağlar. kimseyi de yanlış yönlendirmek istemem açıkcası.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

mim

1- Bloguna neden bu adı verdin?

yıllardır ekşi sözlük nickim. başka bir isim de verebilirdim ama insanların aşina oldukları bi'şeyle karşılaşması daha iyi gibi. amacım yazdığımın okunması. diğer türlü reytingleri düşük olabilirdi.:)

2- Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?

sigaradan gerisi yalan bu konuyla ilgili. dumansız hava sahası ne be!

3- En son satın aldığın garip şey.

sanırım parasız çok zaman geçirdim. ne aldım hatırlayamadım. cimriyim neyim.

4- Şeker gibi olduğun anlar.

şeker gibi olan insanların yanı. eşin, dostun yanı yani. bu arada "yanı" ile "yani"yi beraber kullanın. çok zevkli...

5- "Arkadaşım artık sormayın şunları" dediğin şeyler?

ne zaman birine tiyatro eleştirmenliği ve dramaturgi'de okuyorum desem "çok güzel hareketler var. ben çok beğeniyorum, sence nasıl?" diye soruyor. ağız burun dalmadım daha ama durun bakalım...

6- Seks'in sendeki rengi?

sarı- lacivert (alıntı)

7- Aynaya bakınca gördüğün?

enerji azlığı. bi de cildimde sorun var. genelde böyle şeyleri takmam ama geçsin artık be.

8- "Kendini okutan blog" dediğin?

uzun liste yapmıyorum, kimi söylesem bi diğeri de eksik kalır. takip ettiklerimi edin. pişman olursanız 20 gün içinde iade garantisi var.

9- Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler.

istanbul'da taksim ki ayırt edebileceğinizi sanmıyorum, istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi, küçük ayasofya'daki çaycı. izmir'de random ( mekan adı gibi oldu), zile'de merkez okey ve biladro salonu:)

6 Ağustos 2009 Perşembe

otobüste ilk kez yer verildiği an

şu finans sektöründen falan anlasam inanın direkt bir grafik şematize edicem ve ilk yer verildiği andan sonraki kısmı keskin bir düşüş olarak çizecem. şimdi blog'u takip eden arkadaşlarım ( yani siz değerli okurlar, sayın emniyet amirim, başsavcım arz ederim) az çok yaşıtız. sanmam ki içimizden birine otobüste( lan biriniz çıkar da metro'da falan filan dersiniz diye de tırsıyorum. toplu taşıma araçı işte) yer verilmiş olsun. ama hep böyle gitmeyeceğini de biliyoruz. yani birgün birisi -abi/amca/abla/teyze buyur gel otur diyecek. bak eminim olacak bu. işte o gün bir sorgulama günü daha olacak. muhtemelen ilkinde - yok saol- falan çekeriz ama artık devran da dönmüştür. bi sonrakinde artık otobüste yer veren değil de yer alan olduğumuzu ilk kabullenen oraya oturacaktır. öncü diyemem kendisine, mantıklı belki.

ama benim gibi olanlar epeyce bi süre oraya oturmayacaktır. neyeyse bu direniş, bu inat!

dövsem yeri gibi de. ha diğer yandan acaba birine ilk yer veren de olduk mu? bi de o yanı var.

yani akşam eve giden bi abla

- selim ben gencim hala di mi?
- gençsin hayatım. ne oldu?
- otobüste münasebetsizin biri bana yer verdi de.

gibi bir diyalog kurmuş mudur? kurduysa onun da vicdan azabı da var bizde.

neyse, hepinize bol yer vermeli, almalı seyirler dilerim..

5 Ağustos 2009 Çarşamba

cam ve böcek ilişkisi

blog kişisel bir alan. hatta fazlasıyla kişisel belki de. ama yine de "geçen şu filme gittim böyle süperdi, sonra çıktım yemek için bi yere gittim, şöyle lezzetliydi üstüne de ara'nın orda bi kahve içtik ki anlatamam" demek bana ters geliyor.

daha az konuşulan ama çok düşünülenlerin konuşulması hoşuma gidiyor...

neyse işte. evren içinde garip pozisyonlarımız var. bi anda anlamını yitiren şeyler falan. ya da aniden anlam kazananlar. temelde değişim demiyeceğim bu şeye. ona alışım veya uyum demek daha doğru gibi. şimdilik saçma ilerlediğini biliyorum. ben yazıyorum lan şu an bunları. tabii bilicem. onun için örnekli anlatıma geçiyoruz. gelin peşimden, sizi böyle gelişme bölümümüze alayım.

işte orada bu böceğe, sineğe benziyoruz. ağzını burnunu kırarım beni mahlükat-ül zerreye benzetme diyebilirsiniz. sorun sizdedir. devamını okumayın, basın gidin. ama sistem daha sevimli tabii. nasıl okumayacaksın? merak ne güzel şey, ne güzel şey merak..

yani doğasından gelmiş, açık pencerenizden içeri girmiş bir sinek. bir tur atmış odada. geri basıp gidecek. işte o an sineğin feleği şaşıyor arkadaşım. bakıyor geldiği gibi yol ama gidemiyor. cam nedir nereden bilsin ey zavallı maklukat ( burayı hoca efendinin en ağlamalıklı ifadelerinde aldığı tavırla ouyunuz).

oysa az geri yapsa, açık olan tarafa yönelse uçup gidecek. ama garibim kafayı defalarca ve defalarca vuruyor o cama. bütün çabası geri dönebilmek. dönemiyor bi süre.

----ve final----

sonra o çırpınmalar bi yerde böcekler tanrısı tarafından işitiliyor ( kolay iş değil ha onca vızıltıyı çekmek, tanrı'nın bile şanslısı var).

uçup gidiyor. o korku da onu bi daha o yoldan geçirmiyor.

ibretlik öykümüz burada bitti.