acıkmıştım. evet param yoktu ve mantıklısı cerrahpaşa'daki okulun yemeğine ulaşmaktı. yağmur dert değildi. giyinmiş çıkmıştım bile yola. insanlığın geldiği noktayı düşünüyordum. yemek için dinazor avlayan adamlardan yağmurda beş dakikalık yürümeyi çok bulan pezevenkler haline gelmiştik. o adamlar bu halimi görseler beni döverlerdi ve onlar budaklı meşe odunu ile değil kaptan mağara adamının elindeki üç bezbol sopası boyundaki odunla yaparlardı bunu.
okula kadar ulaşmıştım. gerçekten beş dakikada üstelik. sıraya girdim. önümde 5-6 tane devrimci genç var. tanıdığım birine selam verdim. yemek kuyruğu tam onlara geldiğinde turnikeyi yan tuttular. bir kartla hep beraber geçiyorlardı. yani kendi deyimleriyle yemekhaneyi kamulaştırmışlardı. heyecanlıydılar, gençtiler, kıpır kıpırdılar. yüzüme aptal bir gülümseme vermişlerdi. tam o arada takım elbiseli 3-4 öğrenci çıkageldi. turnikeden kart basmadan (para vermeden) geçtiklerini söyleyip tatsızlık çıkardılar.
tamam yemek 50 kuruş olabilirdi ama öğrenci kartına en az 5 liralık yükleme yapılıyordu ve gerçekten paraları olmadığını anlatmaya çalışıyorlardı. devletin yemeğini onlara çok görmüşlerdi. az önce heyecanlarına ortak olduğum gençler, şimdi kavganın eşiğine gelmişlerdi. taraftım ve bunu belli etmeliydim. sadece arkadaki 2 gencin turnikeden kaçak geçtiğini söyledim. kartımda 1,50 lira vardı ve bu iki çocukla benim yemek parama yetiyordu. hesabımı yapmıştım. kartı turnikeye ilk bastığımda 75 kuruş düştü hesaptan. meğer ikinci öğretim yemekleri 50 kuruş değil 75 kuruşmuş. mecburen tekrar bastım kartı ve para bitti. derdim yemek değildi artık. açıklama yapmam gerekecekti ve ben ne söyleyeceğimi bilmiyordum. bir an döndüm ve oradan çıktım. yemek yememiş olmaktan dolayı sinirli değildim, açıklama yapmadan, karambole oradan çıktığım için mutluydum. yağmur yine yağıyordu ve hala çok umrumda değildi. son sigaramı yakıp yurda doğru yürümeye başladım. tam ikinci nefeste bir f-16'dan atılan, ve gözlerimin ucunda gerçekten gördüğüm damla sigaramın ucuna gelmişti. kim attıysa artık başarılı olmuştu ve amacı sigarayı söndürmekten ziyade onu kırmak gibiydi.
o an; o yağmurun altında tek düşündüğüm şey, ağlayan balıklardı. kim görebilirdi ki onların gözyaşlarını.
18 Kasım 2009 Çarşamba
06 Ekim 2009 Salı
sözlüğü bıraktım
2005 yılından beri yazmakta olduğum, hayatımın önemli bir parçası olan ekşi sözlük'ü bıraktım. aslında bir açıklama yapma niyetinde değildim ama herkese tek tek anlatmaktansa ortaya bi kere anlatmak daha mantıklı göründü.
uzunca bir süredir sözlüğü bırakma niyetinde olduğumu epey insan biliyor. sadece yeni bir başlangıç yapacağım zamanı bekliyordum. bugüne kadar bir sürü süper insanla tanıştım, bilgilendim, güldüm, güldürdüm. en hisli olduğum anlarda bile sözlük bana bir dost olmuştur. her ne kadar ince bir sitemim olsa da sözlüğü hep iyi hatırlamak gerekir. türkiye şartlarının ve cemiyetci/cemaatcı yapısının ötesinde bi yer. yine de ülkede olmayan düşünce özgürlüğünden haliyle nasibini alıyor.
dönelim ieika'ya. bu sene toplamda 9 ay 1 haftalık çaylaklık cezası aldım. son olarak da nickinne nickli praetörle tartıştım. ronaldinho'nun sözlüğü mahkemeye veremeyeceğini ( oysa fotomaç her sene fenere getiriyor adamı) ama sözlükte praetörlük yapan nickinne'nin sözlüğü şikayet edebileceğini ve sözlüğü yaptırımlara maruz bırakabileceğini söylediler. komik geldi, hala da öyle geliyor.
son olarak nickinne darth maul'a yazdığım "ssg yalağı" entrysini de sildi. bunu silebilmeleri için sadece darth maul'un şikayette bulunması gerekir ki böyle bi'şey mümkün değil. bununla birlikte önemli olmadığını da belirtirim.
bu arada söylemeden geçemeyeceğim "intihar ederken ipi kopan adam" gerçekten kötü bir sözlük yazarı değildi. ha bu nick benim, dolayısıyla tarafsız olmam mümkün değil ama öyleydi. garibim 9 aydan fazla ceza aldığı bu sene de bile 3 kez geçen haftanın en beğenilenlerine girmiş bir nicktir ( ha bi kıstas değil artık bu en beğenilenler). sözlüğe ilk geldiği hafta bile en beğenilenlere girmişti. hatunlara yavşamadı, kimseyi mahkemeye vermedi, tehditlerde bulunmadı. mallar listesine bile hiç dokunmadı. iyiydi lan. valla bak.
kimseyle şahsı bir olayı da olmadı. şüphesiz ki bazen tartışma etiği dışına çıktığımız anlar olmuştur. inananlardan helallik, gerisinden de anlayış bekliyorum ki anlayış daha önemli benim için onu da söyleyeyim.
bok atmamı bekleyenler için de sözlüğün artik popilist bi yer olduğunu, 65 entryli bir başlıktan sadece bildiğim 5-6 yazarı okuduğumu geri kalan yazarlar içinse üzüldüğümü söyleyebilirim. bir kısmınınsa paylaşacak fikirleri, verebilecekleri bilgileri hatta espri yapacak yetenekleri bile yok. onlar da yazar sıfatıyla kayıtlı okur olarak takılıyorlar
sözlüğün esas sorununun da bu popilistliklerden faydalanmak isteyen asalak takımı olduğunu da düşünüyorum. adamın tek amacı facebook'unda ekşi sözlük yazarı olduğunu paylaşmak. haliyle "sözlükçülerin cep telefonu melodileri" başlığına entry girmekten başka bi sike yaramayan bu asalak takımının çetrefilli mevzulardan uzak durduklarını, rüzgar nereye esiyorsa o tarafa doğru üflediklerini biliyoruz. sözlük bunları ayrıştıracak bir formül bulamadığı sürece de kalitesi düşmeye devam edecektir. yönetimde bir zafiyet de var gibi. teknik açıdansa teo'nun yokluğu hep hissedilecektir.
son olarak tüm yazar arkadaşlarıma, halimi hatırımı soran badilerime, yazdığımız kıytırık entryleri okuyanlara teşekkur ederim. ben hepsini gülüşelim diye yazmıştım. öyle yapmaya da devam edelim derim.
uzunca bir süredir sözlüğü bırakma niyetinde olduğumu epey insan biliyor. sadece yeni bir başlangıç yapacağım zamanı bekliyordum. bugüne kadar bir sürü süper insanla tanıştım, bilgilendim, güldüm, güldürdüm. en hisli olduğum anlarda bile sözlük bana bir dost olmuştur. her ne kadar ince bir sitemim olsa da sözlüğü hep iyi hatırlamak gerekir. türkiye şartlarının ve cemiyetci/cemaatcı yapısının ötesinde bi yer. yine de ülkede olmayan düşünce özgürlüğünden haliyle nasibini alıyor.
dönelim ieika'ya. bu sene toplamda 9 ay 1 haftalık çaylaklık cezası aldım. son olarak da nickinne nickli praetörle tartıştım. ronaldinho'nun sözlüğü mahkemeye veremeyeceğini ( oysa fotomaç her sene fenere getiriyor adamı) ama sözlükte praetörlük yapan nickinne'nin sözlüğü şikayet edebileceğini ve sözlüğü yaptırımlara maruz bırakabileceğini söylediler. komik geldi, hala da öyle geliyor.
son olarak nickinne darth maul'a yazdığım "ssg yalağı" entrysini de sildi. bunu silebilmeleri için sadece darth maul'un şikayette bulunması gerekir ki böyle bi'şey mümkün değil. bununla birlikte önemli olmadığını da belirtirim.
bu arada söylemeden geçemeyeceğim "intihar ederken ipi kopan adam" gerçekten kötü bir sözlük yazarı değildi. ha bu nick benim, dolayısıyla tarafsız olmam mümkün değil ama öyleydi. garibim 9 aydan fazla ceza aldığı bu sene de bile 3 kez geçen haftanın en beğenilenlerine girmiş bir nicktir ( ha bi kıstas değil artık bu en beğenilenler). sözlüğe ilk geldiği hafta bile en beğenilenlere girmişti. hatunlara yavşamadı, kimseyi mahkemeye vermedi, tehditlerde bulunmadı. mallar listesine bile hiç dokunmadı. iyiydi lan. valla bak.
kimseyle şahsı bir olayı da olmadı. şüphesiz ki bazen tartışma etiği dışına çıktığımız anlar olmuştur. inananlardan helallik, gerisinden de anlayış bekliyorum ki anlayış daha önemli benim için onu da söyleyeyim.
bok atmamı bekleyenler için de sözlüğün artik popilist bi yer olduğunu, 65 entryli bir başlıktan sadece bildiğim 5-6 yazarı okuduğumu geri kalan yazarlar içinse üzüldüğümü söyleyebilirim. bir kısmınınsa paylaşacak fikirleri, verebilecekleri bilgileri hatta espri yapacak yetenekleri bile yok. onlar da yazar sıfatıyla kayıtlı okur olarak takılıyorlar
sözlüğün esas sorununun da bu popilistliklerden faydalanmak isteyen asalak takımı olduğunu da düşünüyorum. adamın tek amacı facebook'unda ekşi sözlük yazarı olduğunu paylaşmak. haliyle "sözlükçülerin cep telefonu melodileri" başlığına entry girmekten başka bi sike yaramayan bu asalak takımının çetrefilli mevzulardan uzak durduklarını, rüzgar nereye esiyorsa o tarafa doğru üflediklerini biliyoruz. sözlük bunları ayrıştıracak bir formül bulamadığı sürece de kalitesi düşmeye devam edecektir. yönetimde bir zafiyet de var gibi. teknik açıdansa teo'nun yokluğu hep hissedilecektir.
son olarak tüm yazar arkadaşlarıma, halimi hatırımı soran badilerime, yazdığımız kıytırık entryleri okuyanlara teşekkur ederim. ben hepsini gülüşelim diye yazmıştım. öyle yapmaya da devam edelim derim.
28 Eylül 2009 Pazartesi
ne salıydı ama
bu dediğim salı 1 eylül 2009 salı. ama ne gündü be. gerçekten...
digiturk standı elimizde altımızda kartal araba ile bergama- bayındır yollarındayız. ege bir başka. köyleriyle, insanlarıyla, havasıyla, suyuyla...
kurulumcu olarak yeni bir abi var. ilk iş günü. biraz bizlere benziyor (bizler?).
böyle her konuda bilgisi var da hiç bir işin uzmanı değil ama. muhabbet, sevencelik iyi. önde oturan hayriye ile de anlaşabildiğine göre gerçekten iyi adamdı vesselam. derken günün ilk bombasını ben patlattım. ben değil de şerefsiz dişim. böyle bir ağrıma, bir rahatsız etme başladı. caner son para ile ilaç aldı. sigara almaya hatta yemek yemeye paramız yok (yine). neyse efendim ben eczaneden ilaçları aldım. antibiyotik ve ağrı kesici bunlar haliyle. ikişer tane yutacak kadar öküz olduğum için yarım saat içinde bir mallaşma cereyan etti. haliyle yanımdakiler her zamanki mallığım mı yoksa yeni bir mallık mı kestiremediler. ama ben kestirdim. hemen gittim bayındır merkezde gördüğüm camiye gittim. hoca kimmiş öğrendim. küpelerimi cebime koydum. hocaya olayı anlattım. "ben iki saat kestircem efendi" dedim. hoca bu durur mu yapıştırdı cevabı: içerde kuran okunuyor, şu banklara yatabilirsin ama".
o arada günün süper hareketi sol kanattan kahveci çırağı ile geldi.
- hocam çayları nereye bırakayım?
- mübarek gün (ramazan) camiye çay mı getirilir evladım. gören ne der? kim istedi bu çayları dürzü.
ben dudaklarımı ısırdım gülmemek için, çaycı çocuk kemle kümle ben de bulduğum karton parçalarıyla olay mahalinden ayrıldık. ağaçların dibinde karton kutuların üstünde 2-3 saat uyudum.
sonra standın başına gittim. çocuklar bir iki satış yapmışlar. kurulumcu abi ile adrese gittik. kurulumcu "kim kuracak" dedi o arada. biz de güldük böyle: hah hah ha...
gerçekten de onca malzemeyi çatıya çıkarmak isteyince adamdan şüphelenmedim değil. meğer gerçekten de adamın bütün kariyeri kayınpederi taşınırken kurduğu dandik çanak antenmiş. ha bunu 85 kere anlattı mı anlattı o da ayrı bi konu.
neyse ablalar, abiler; yaklaşık 1 saat süre boyunca sadece matkap yardımı ile bir delik delebilen abi yardım önerilerini de geri çevirmekten ileri gitmeyince evsahiplerine" navigasyonla ilgili bir problem oldu, yarın gelmemiz gerekiyor" yalanını söylemek zorunda kaldım. navigasyonun da olayla bir ilgisi yok haliyle.
daha sonra yeni kurulumcumuz sami abiye "gidelim" dedim. "yarın mı gelicekmişiz" diye bana sordu. aynen fırat (uğur gürsoy'un şimdiden efsane olan karikatür tipi)kıvamındaysı üstelik. aslında o tatlı adamla bir yarınımız olmayacaktı. akşamla birlikte içim de çöküyordu yine.
o tatlı adamla, her konuda bilgisi olan ama uzmanlığı olmayan adamla bir yarınımız olmayacaktı. derken hava kararmış dönüş yoluna girilmiştik.
kurulumcu abinin telefonu çaldı. " az kaldı kızım, yarım saate yanındayım".
40-45 yaşlarında hayatta başarılı olamamış ama çok düzgün bu adamın işi zordu ve her nasılsa bize benziyordu. profesyonel olmalıymışız. bi arkadaşımız öyle demişti.
bu hafif depreşmiş halimden de istifade ederek geceyi alsancak çimlerde geçirdim. yağmurda ıslandım, kuytularda pagos eşliğinde biraz o adamı, biraz cami hocasını, biraz bizleri düşündüm. saat 00:00 vapuru ile evin yolunu tuttum.
evden içeri girdiğimde çatı katındaki daire tamamiyle sular altındaydı. tavan patlamıştı.
ağlasam belli olabilir miydi o gün?
digiturk standı elimizde altımızda kartal araba ile bergama- bayındır yollarındayız. ege bir başka. köyleriyle, insanlarıyla, havasıyla, suyuyla...
kurulumcu olarak yeni bir abi var. ilk iş günü. biraz bizlere benziyor (bizler?).
böyle her konuda bilgisi var da hiç bir işin uzmanı değil ama. muhabbet, sevencelik iyi. önde oturan hayriye ile de anlaşabildiğine göre gerçekten iyi adamdı vesselam. derken günün ilk bombasını ben patlattım. ben değil de şerefsiz dişim. böyle bir ağrıma, bir rahatsız etme başladı. caner son para ile ilaç aldı. sigara almaya hatta yemek yemeye paramız yok (yine). neyse efendim ben eczaneden ilaçları aldım. antibiyotik ve ağrı kesici bunlar haliyle. ikişer tane yutacak kadar öküz olduğum için yarım saat içinde bir mallaşma cereyan etti. haliyle yanımdakiler her zamanki mallığım mı yoksa yeni bir mallık mı kestiremediler. ama ben kestirdim. hemen gittim bayındır merkezde gördüğüm camiye gittim. hoca kimmiş öğrendim. küpelerimi cebime koydum. hocaya olayı anlattım. "ben iki saat kestircem efendi" dedim. hoca bu durur mu yapıştırdı cevabı: içerde kuran okunuyor, şu banklara yatabilirsin ama".
o arada günün süper hareketi sol kanattan kahveci çırağı ile geldi.
- hocam çayları nereye bırakayım?
- mübarek gün (ramazan) camiye çay mı getirilir evladım. gören ne der? kim istedi bu çayları dürzü.
ben dudaklarımı ısırdım gülmemek için, çaycı çocuk kemle kümle ben de bulduğum karton parçalarıyla olay mahalinden ayrıldık. ağaçların dibinde karton kutuların üstünde 2-3 saat uyudum.
sonra standın başına gittim. çocuklar bir iki satış yapmışlar. kurulumcu abi ile adrese gittik. kurulumcu "kim kuracak" dedi o arada. biz de güldük böyle: hah hah ha...
gerçekten de onca malzemeyi çatıya çıkarmak isteyince adamdan şüphelenmedim değil. meğer gerçekten de adamın bütün kariyeri kayınpederi taşınırken kurduğu dandik çanak antenmiş. ha bunu 85 kere anlattı mı anlattı o da ayrı bi konu.
neyse ablalar, abiler; yaklaşık 1 saat süre boyunca sadece matkap yardımı ile bir delik delebilen abi yardım önerilerini de geri çevirmekten ileri gitmeyince evsahiplerine" navigasyonla ilgili bir problem oldu, yarın gelmemiz gerekiyor" yalanını söylemek zorunda kaldım. navigasyonun da olayla bir ilgisi yok haliyle.
daha sonra yeni kurulumcumuz sami abiye "gidelim" dedim. "yarın mı gelicekmişiz" diye bana sordu. aynen fırat (uğur gürsoy'un şimdiden efsane olan karikatür tipi)kıvamındaysı üstelik. aslında o tatlı adamla bir yarınımız olmayacaktı. akşamla birlikte içim de çöküyordu yine.
o tatlı adamla, her konuda bilgisi olan ama uzmanlığı olmayan adamla bir yarınımız olmayacaktı. derken hava kararmış dönüş yoluna girilmiştik.
kurulumcu abinin telefonu çaldı. " az kaldı kızım, yarım saate yanındayım".
40-45 yaşlarında hayatta başarılı olamamış ama çok düzgün bu adamın işi zordu ve her nasılsa bize benziyordu. profesyonel olmalıymışız. bi arkadaşımız öyle demişti.
bu hafif depreşmiş halimden de istifade ederek geceyi alsancak çimlerde geçirdim. yağmurda ıslandım, kuytularda pagos eşliğinde biraz o adamı, biraz cami hocasını, biraz bizleri düşündüm. saat 00:00 vapuru ile evin yolunu tuttum.
evden içeri girdiğimde çatı katındaki daire tamamiyle sular altındaydı. tavan patlamıştı.
ağlasam belli olabilir miydi o gün?
12 Eylül 2009 Cumartesi
bu seneki üçüncü çaylaklığım
malum ekşi sözlük bana kafayı taktı ya şimdi de 6 ay çaylak ettiler:) belki tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir demedikleri için şanslı olabilirim ama bu sefer çok feci çuvalladılar. olayı aynen anlatıyorum:
ronaldinho başlığında bi entry gördüm. kullanıcının biri adama "çirkef" demiş. ben de çirkefi hakaret olarak bildiğim için ispiyon ettim. inanın 10-12 ispiyonum var sözlükte. öyle ispiyon peşinde bi yazar da değilimdir. neyse efendim sonra bu "nickinne" nickli praetör bunun hatalı bir ispiyon olduğunu söyledi. aslına bakarsanız hukuk mukuk bilen bi adam değilim. ama lafın anlamını bilecek kadar türkçeye hakimim neticede. benden ikna bekliyor. bu işlerden anlamam ki ben. "anayasanın bilmem kaçıncı maddesi şöyle böyle..." diyemem. diyorum ya hukuk alanında bilgim yok. neyse haklı mıyım değil miyim o zaman bilmiyorum inanın. sadece gittim ve bu "nickinne" kullanıcısının başlığına "çirkef praetor" yazdım. hatta "bakalım şimdi ne olacak" gibi de bir not düştüm entry'nin altına. sonra geldim sözlüğe bu entryim silinmiş ve 6 ay çaylak edilmişim.
yorumsuz kısmı yukarıda. şimdi gelelim diyeceklerime:
öncelikle kimseye mağdur oldum edebiyatı peşinde değilim. kimseyi ikna etmek gibi bir derdim de yok. zaten olayı anlayabilen herkesin varabileceği kanı bu.
ha "şimdi sözlük duy sesimi başıma neler geldi" gibi bir ağlama içinde de değilim. bu saatten sonra bu kişi praetörken zaten bişey yazmam. yani ssg'ye söyleyin beni geri alsın safsatasında da değilim. öyle bi derdim olsa gider mail atarım ki daha basit.
peki derdim ne?
sadece bu "nickinne" kullanıcısının vicdanını merak ediyorum. hayrınıza ona bu yazının linkini bir okutun bakalım. öyle 30-40 entry ile kimlerin refarensı ile sözlüğe praetör olmuş onu çok merak ediyorum. bu insanlara karşı şu anda mahçup mudur? kendini savunacak herhangi bir argümanı var mı? olay benim anlattıklarımın dışında cereyan etmiş mi?
ve en önemlisi hala ekşi sözlük'te praetörlük görevini yapmaya devam edecek mi?
ronaldinho başlığında bi entry gördüm. kullanıcının biri adama "çirkef" demiş. ben de çirkefi hakaret olarak bildiğim için ispiyon ettim. inanın 10-12 ispiyonum var sözlükte. öyle ispiyon peşinde bi yazar da değilimdir. neyse efendim sonra bu "nickinne" nickli praetör bunun hatalı bir ispiyon olduğunu söyledi. aslına bakarsanız hukuk mukuk bilen bi adam değilim. ama lafın anlamını bilecek kadar türkçeye hakimim neticede. benden ikna bekliyor. bu işlerden anlamam ki ben. "anayasanın bilmem kaçıncı maddesi şöyle böyle..." diyemem. diyorum ya hukuk alanında bilgim yok. neyse haklı mıyım değil miyim o zaman bilmiyorum inanın. sadece gittim ve bu "nickinne" kullanıcısının başlığına "çirkef praetor" yazdım. hatta "bakalım şimdi ne olacak" gibi de bir not düştüm entry'nin altına. sonra geldim sözlüğe bu entryim silinmiş ve 6 ay çaylak edilmişim.
yorumsuz kısmı yukarıda. şimdi gelelim diyeceklerime:
öncelikle kimseye mağdur oldum edebiyatı peşinde değilim. kimseyi ikna etmek gibi bir derdim de yok. zaten olayı anlayabilen herkesin varabileceği kanı bu.
ha "şimdi sözlük duy sesimi başıma neler geldi" gibi bir ağlama içinde de değilim. bu saatten sonra bu kişi praetörken zaten bişey yazmam. yani ssg'ye söyleyin beni geri alsın safsatasında da değilim. öyle bi derdim olsa gider mail atarım ki daha basit.
peki derdim ne?
sadece bu "nickinne" kullanıcısının vicdanını merak ediyorum. hayrınıza ona bu yazının linkini bir okutun bakalım. öyle 30-40 entry ile kimlerin refarensı ile sözlüğe praetör olmuş onu çok merak ediyorum. bu insanlara karşı şu anda mahçup mudur? kendini savunacak herhangi bir argümanı var mı? olay benim anlattıklarımın dışında cereyan etmiş mi?
ve en önemlisi hala ekşi sözlük'te praetörlük görevini yapmaya devam edecek mi?
01 Eylül 2009 Salı
her erkeğin ofsaytı bildiğini sanması
şimdi madem "bir kıza ofsaytı anlatmak" diye bi'şey var o zaman erkeklerin bunu biliyo olması lazım. kızlar bakın valla sizi yiyolar. hepimizin bu olayı tam çözdüğünü sanmayınız.
ekşi sözlük'te yılalrdır vardı bu. sonra reklamda kullandılar utanmadan. hatta çok güzel hareketler'de de skeç yapmışlar falan...
öncelikle ofsayt nedir?
ha basit haliyle pas atılan oyuncunun karşısında en az 2 tane rakip oyuncu olmaması durumu. ama bundan ne yorumlar çıkarıyolar.
mesela kaleci de futbol için bir oyuncudur. bazen kaleci hariç bi oyuncu kalınca hemcinslerim başlıyolar ofsayt değil demeye. babayı değil. kaleci yok sadece adam var. kaleciyi kuralın dışında tutuyolar çoğu zaman.
ya da bi adam ofsaytta. ama pas ona atılmamış ki. o zaman biz o adama pasif diyoruz. yani topun geldiği aktif bölgede olmadığı için. orada olsa aktif deniyor ( pasif derken zorlanan bile var, erkek ya:) ). neyse işte diyelim pas ahmet'e atılmış "ali ofsayt abi gol geçersiz olmalı" diyolar hemen. oysa ali o ara ata bakıyor. pozisyonun dışında. bak ali ahmet'e yakın olsa, kalecinin görüş alanında falan olsa olay değişir. ama adam alakasız yerde işte.
sonra bunlar başlıyo "abi geçen bi kıza ofsayt anlattım anlamadı mal" demeye. e tabi anlamaz dana. sen bilmiyosun ki daha.
neyse işte kızlar bakın biri size ofsayt şöyle ofsayt böyle derse "pasif mi aktif mi" diye sorun. karşılığını mutlaka alacaksanız...
ekşi sözlük'te yılalrdır vardı bu. sonra reklamda kullandılar utanmadan. hatta çok güzel hareketler'de de skeç yapmışlar falan...
öncelikle ofsayt nedir?
ha basit haliyle pas atılan oyuncunun karşısında en az 2 tane rakip oyuncu olmaması durumu. ama bundan ne yorumlar çıkarıyolar.
mesela kaleci de futbol için bir oyuncudur. bazen kaleci hariç bi oyuncu kalınca hemcinslerim başlıyolar ofsayt değil demeye. babayı değil. kaleci yok sadece adam var. kaleciyi kuralın dışında tutuyolar çoğu zaman.
ya da bi adam ofsaytta. ama pas ona atılmamış ki. o zaman biz o adama pasif diyoruz. yani topun geldiği aktif bölgede olmadığı için. orada olsa aktif deniyor ( pasif derken zorlanan bile var, erkek ya:) ). neyse işte diyelim pas ahmet'e atılmış "ali ofsayt abi gol geçersiz olmalı" diyolar hemen. oysa ali o ara ata bakıyor. pozisyonun dışında. bak ali ahmet'e yakın olsa, kalecinin görüş alanında falan olsa olay değişir. ama adam alakasız yerde işte.
sonra bunlar başlıyo "abi geçen bi kıza ofsayt anlattım anlamadı mal" demeye. e tabi anlamaz dana. sen bilmiyosun ki daha.
neyse işte kızlar bakın biri size ofsayt şöyle ofsayt böyle derse "pasif mi aktif mi" diye sorun. karşılığını mutlaka alacaksanız...
31 Ağustos 2009 Pazartesi
beni benimle bırak üzerine
malumu olan vardır. manga da söyledi bunu son olarak. şimdi eski şarkı ama bu yorumu biraz farklı gibi. bazı yerleri atılmış şarkının. pek de sevdim ben mesela. ama sanki çift anlamlı gibi. metafor olabilir oradaki sevgili. şarkı ya çift anlamlı, ya da evet ya da tanrı'ya itafen söyleniyor olabilir. bakın ihtimal dahilinde diyorum zira şarkıya bok atıyorum sanacak epey 2 iq insan tanıyorum. şimdi gelelim savımızı ispat etmeye öncelikle buyrun manga'nın versiyonundaki sözler:
al bu dünya al senin olsun
benim hiç gözüm yok
hepsi senin olsun
ama son bir dileğim var senden
şu gaybana dünyada
varını yoğunu al
hepsini al da
beni benimle bırak
beni benimle bu cehennemde
ruhum senden çok uzak
yabancıyım senin cennetine
al bu dünya al senin olsun
ne olur benden artık uzak dur
bir günahım varsa işlediğim
o benim borcumdur
sen varını yoğunu al
hepsini al da
beni benimle bırak
beni benimle bu cehennemde
ruhum senden çok uzak
yabancıyım senin cennetine...
şimdi içinde bi kere sevgili, yar falan geçmiyor. aleni göndermeler var gibi. ama bakın sadece "var gibi".eski versiyonundan bi çok bölüm atılmış. şimdi tanrı'ya itafen söylendiğini düşünelim...
trikli kısımlardan başlıyorum:
"beni benimle bırak
beni benimle bu cehennemde
ruhum senden çok uzak
yabancıyım senin cennetine"
tanrıya beni bırak diyor. bu cehennem dediği yer dünya. senin cennetine yabancıyım diyor. yani gözü yok.
"bir günahım varsa işlediğim
o benim borcumdur
sen varını yoğunu al
hepsini al da"
günahının hesabını vermek istemiyor tanrı'ya. o benim kendi sorunum diyorum. ki katılıyorum. zaten vicdan yapar acısını çekerim. mantıksız değil.
ve sürekli verdikleri için tapınma bekleyenden verdiklerini geri almasanı istiyor. aslında şarkının temeli bu. hayır bi yerde senet mi imzaladık, biz bi'şey talep etmedik olayı var. sen verdin işte, onun için bizi bu kadar didikleme anlamı var gibi.
sonuç olarak yanlış anlamış olabilirim. öyle yorumlamış olabilirim. bu sadece beni bağlar. kimseyi de yanlış yönlendirmek istemem açıkcası.
al bu dünya al senin olsun
benim hiç gözüm yok
hepsi senin olsun
ama son bir dileğim var senden
şu gaybana dünyada
varını yoğunu al
hepsini al da
beni benimle bırak
beni benimle bu cehennemde
ruhum senden çok uzak
yabancıyım senin cennetine
al bu dünya al senin olsun
ne olur benden artık uzak dur
bir günahım varsa işlediğim
o benim borcumdur
sen varını yoğunu al
hepsini al da
beni benimle bırak
beni benimle bu cehennemde
ruhum senden çok uzak
yabancıyım senin cennetine...
şimdi içinde bi kere sevgili, yar falan geçmiyor. aleni göndermeler var gibi. ama bakın sadece "var gibi".eski versiyonundan bi çok bölüm atılmış. şimdi tanrı'ya itafen söylendiğini düşünelim...
trikli kısımlardan başlıyorum:
"beni benimle bırak
beni benimle bu cehennemde
ruhum senden çok uzak
yabancıyım senin cennetine"
tanrıya beni bırak diyor. bu cehennem dediği yer dünya. senin cennetine yabancıyım diyor. yani gözü yok.
"bir günahım varsa işlediğim
o benim borcumdur
sen varını yoğunu al
hepsini al da"
günahının hesabını vermek istemiyor tanrı'ya. o benim kendi sorunum diyorum. ki katılıyorum. zaten vicdan yapar acısını çekerim. mantıksız değil.
ve sürekli verdikleri için tapınma bekleyenden verdiklerini geri almasanı istiyor. aslında şarkının temeli bu. hayır bi yerde senet mi imzaladık, biz bi'şey talep etmedik olayı var. sen verdin işte, onun için bizi bu kadar didikleme anlamı var gibi.
sonuç olarak yanlış anlamış olabilirim. öyle yorumlamış olabilirim. bu sadece beni bağlar. kimseyi de yanlış yönlendirmek istemem açıkcası.
26 Ağustos 2009 Çarşamba
mim
1- Bloguna neden bu adı verdin?
yıllardır ekşi sözlük nickim. başka bir isim de verebilirdim ama insanların aşina oldukları bi'şeyle karşılaşması daha iyi gibi. amacım yazdığımın okunması. diğer türlü reytingleri düşük olabilirdi.:)
2- Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
sigaradan gerisi yalan bu konuyla ilgili. dumansız hava sahası ne be!
3- En son satın aldığın garip şey.
sanırım parasız çok zaman geçirdim. ne aldım hatırlayamadım. cimriyim neyim.
4- Şeker gibi olduğun anlar.
şeker gibi olan insanların yanı. eşin, dostun yanı yani. bu arada "yanı" ile "yani"yi beraber kullanın. çok zevkli...
5- "Arkadaşım artık sormayın şunları" dediğin şeyler?
ne zaman birine tiyatro eleştirmenliği ve dramaturgi'de okuyorum desem "çok güzel hareketler var. ben çok beğeniyorum, sence nasıl?" diye soruyor. ağız burun dalmadım daha ama durun bakalım...
6- Seks'in sendeki rengi?
sarı- lacivert (alıntı)
7- Aynaya bakınca gördüğün?
enerji azlığı. bi de cildimde sorun var. genelde böyle şeyleri takmam ama geçsin artık be.
8- "Kendini okutan blog" dediğin?
uzun liste yapmıyorum, kimi söylesem bi diğeri de eksik kalır. takip ettiklerimi edin. pişman olursanız 20 gün içinde iade garantisi var.
9- Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler.
istanbul'da taksim ki ayırt edebileceğinizi sanmıyorum, istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi, küçük ayasofya'daki çaycı. izmir'de random ( mekan adı gibi oldu), zile'de merkez okey ve biladro salonu:)
yıllardır ekşi sözlük nickim. başka bir isim de verebilirdim ama insanların aşina oldukları bi'şeyle karşılaşması daha iyi gibi. amacım yazdığımın okunması. diğer türlü reytingleri düşük olabilirdi.:)
2- Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
sigaradan gerisi yalan bu konuyla ilgili. dumansız hava sahası ne be!
3- En son satın aldığın garip şey.
sanırım parasız çok zaman geçirdim. ne aldım hatırlayamadım. cimriyim neyim.
4- Şeker gibi olduğun anlar.
şeker gibi olan insanların yanı. eşin, dostun yanı yani. bu arada "yanı" ile "yani"yi beraber kullanın. çok zevkli...
5- "Arkadaşım artık sormayın şunları" dediğin şeyler?
ne zaman birine tiyatro eleştirmenliği ve dramaturgi'de okuyorum desem "çok güzel hareketler var. ben çok beğeniyorum, sence nasıl?" diye soruyor. ağız burun dalmadım daha ama durun bakalım...
6- Seks'in sendeki rengi?
sarı- lacivert (alıntı)
7- Aynaya bakınca gördüğün?
enerji azlığı. bi de cildimde sorun var. genelde böyle şeyleri takmam ama geçsin artık be.
8- "Kendini okutan blog" dediğin?
uzun liste yapmıyorum, kimi söylesem bi diğeri de eksik kalır. takip ettiklerimi edin. pişman olursanız 20 gün içinde iade garantisi var.
9- Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler.
istanbul'da taksim ki ayırt edebileceğinizi sanmıyorum, istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi, küçük ayasofya'daki çaycı. izmir'de random ( mekan adı gibi oldu), zile'de merkez okey ve biladro salonu:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
